|
AŞK ve MANTIK AŞK: Saçlarda başlayıp topuklarda biten bir gezintidir. Keşiftir AŞK: Sevişelim demeden sevişmek, yanındakinin ne istediğini bilmektir. Anlaşmaktır. AŞK: Bağlandığını sandığında karşındakine hayır deme sansını tanımaktır. İnceliktir. AŞK: Korumaktır. Sorumluluktur. AŞK: Ciddi bir tokalaşmayı kikirdemeye dönüştürmektir. Mizahtır. AŞK: Durma yoksa seni öldürürüm lafını duymaktır. Şehvettir. AŞK: Evinizdeki her şeyin yerinin değiştirilmesini kabullenmektir. Teslimiyettir. AŞK: Sevgilinizin ne olduğunu bütün çıplaklığıyla görmektir. Gerçektir. AŞK: Saatin kaç olduğunu bilip aldırmamaktır. Neşedir. AŞK: Sizi kucaklayan kolların, gittikçe daha çok sarılmasıdır. Mutluluktur. AŞK: Gecenin bir vaktinde sen uyu, benim gitmem gerek dediğinizde, uyanık kalıp seni biraz daha görmeyi tercih ederim cevabını almaktır. Sıcaklıktır. AŞK: Tanıdığınızı zannettiğiniz insanın yeni yanlarını keşfetmektir. Tazeliktir AŞK: Uyandığınızda rüyanızı yanınızda bulmanızdır. Düşlerin gerçek olmasıdır. AŞK: Kocaman yatağın üçte birine sıkışmaktır. Yakınlıktır. AŞK: Evin anahtarından bir kopya daha yaptırmaktır. Güvendir. AŞK: Hoşça kal dedikten sonra tekrar karşılaşacağını bilmektir. Kaderdir. AŞK: Gerindiğinde sızlayan vücut lafının anlamını bilmektir. Derstir. AŞK: Ecza dolabını açtığında diş macunu kapağını kapatılmamış bulmaktır. Uyumdur AŞK: Pencereden dışarıya baktığında kiminle olduğunu hatırlamaktır. Düşüncedir. AŞK: Rüzgârın ağaçların arasında dolaşırken çıkardığı sesi dinleyip sevgilisinin yanında olmadığına hayıflanmaktır. Yalnızlıktır. AŞK: Asla anlatılmayacak hikâyedir. Kimine göre aşk anlatılmaz yaşanılır. Ne kadar çok terim ne kadar çok düşünce ve binlerce milyonlarca kelime ve harf sizce bu kadar büyük mü aşk? Bence evet aşk dünyada yaşanması gereken en güzel mutluluktur içilmesi gereken tadılması gereken bir olgudur. Düşüncedir, yapıdır, sanattır, tutkudur aşk bir semboldür. O kadar saf dolu ki aşk o kadar içten ki kim olduğunu unutturur sana kendine göre vardır ya hani tabuların pehhhh aşık olduğunda kalmaz hiç biri Çin Seddi aşıldıktan buyana durmaz aşkın önünde fırtına Ceyhun yazarımız öyle derdi zamanında ne kadar olaylar vardır. Aşka dair Mecnun Leyla sı Kerimin Aslısı birçokta hikâye kalmıştır hafızalarımızda unutulmayan olaylardır oysa yaşanması en güzel tutku misali size bir hikâye anlatayım alsın götürsün sizi bakalım el üstünde tutulan bulutların ardına Delikanlı kıza âşık olmuştu. Kızı kahve içmeye davet etti. Kız tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti ve hemen köşedeki şirin kefeye oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı. "Ben artık gideyim" demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı. "Bana biraz tuz getirir misiniz" dedi."Kahveme koymak için." Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı. Kız, merakla”Garipbir ağız tadınız var" dedi. Delikanlı anlattı: "Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben. Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum. Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar. Onları ve evimi öyle özlüyorum ki." Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının. Kız dinlediklerinden çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri. Ev duyusu olan biri. Kız da konuşmaya başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi. O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu. Tatlı ve sıcak. Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii. Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu. Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü. 40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti."Ölümümden sonra aç" diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Söyle diyordu, satırlarında. "Sevgilim, bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede. İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki, şeker diyecekken 'tuz' çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim. Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok. İşte gerçek. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat. Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, her şeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da."Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında bir gün biri, kadına "tuzlu kahve nasıl bir şey" diye soracak oldu. Gözleri nemlendi kadının. "çok tatlı!" dedi… eee neden durdun ağlamıyorsun dimi yâda tutuldun çok acayip mi geldi sıradan mı yoksa çok iğrenç mi saçmamı dedin işte ne dersen de senin psikolojin burada düşüncende saygında aşka olan değerinde saçma olan yok aslında tadılması gereken tuzlu bir kahve kim yapar sen yapar mısın hiç düşün kapat gözlerini sevdiğin insanı getir gözün önüne düşle bakalım cevap verme kalsın içinde paylaşma kimseyle ziyan olmasın aşka değer düşüncen. Aşk varmış arkadaşlar yaşamak için var bizler için ne kadar güzel bir olay tuzlu kahve ne kadar saf ne kadar güzel. Hangi rüzgar başını alıp gidebilir ki aşktan öteye kaça bilir sizce siz hiç âşık oldunuz mu dur ben söyleyeyim sana yâda tahmin edeyim hani kalbin duracak olur ya yerinde duramazsın onu gördüğünde hani gözlerin hep onu arar ya bıkmadan yorulmadan hani ne kadar nefret edersen et ne kadar istemiyorum desen de artık her zaman ne yaptığını düşünürsün ne yapar ne yer ne içer düşünür mü beni anlatır mı arkadaşlarına söyler mi ismimi hatırlar mı ismimi dersin ya işte sen âşıksın arkadaş hem de zil zurna âşıksın aşk güzeldir elbet sizde âşık olacaksınız goncanda çiçeksen ya yabani bir arı konar dalına yâda bal alıp vermeyi bilen soylu arı hadi bakalım kaç kaça bilirsen. Hayat böyle değil midir. Sen istemesen de gelişir her şey elimizde midir yapbozlar kim verdi elimize alın yapın hayatınızı doğarken sordular mı sana gelmek istiyor musun diye kim koydu adını istedin mi ölüme dek çağrılacak isminle soyadını bence sormadılar istemediler düşünmediler işte aşk böyle bir şey istemediğin anda koyulursun yola ne gittiğin yol biter ne çektiğin azap hep bir rüzgâr kovalarsın aman ha dikkat et rüzgâr dönmesin sana o zaman bıkarsın. Aşk ey aşk ne dert küpüsün kimine göre mutluluk kimine göre acı bir sevdada aşk varsa bir tutkuda aşk varsa bir yaşamda aşk varsa acı olmalı bir yandan tatlı da olmalı her zaman eşit olmalı sadece bir taraf dan tad alıyorsan bıkarsın şevkinden…Peki mantık hangi yoldur nedir bilir misin. Mantık; lojik hegel’de, düşünceye, bilmeye ve dış dünyaya hükmetmede en önemli genel bağıntıların bilimidir. Mantık; düşüncenin çelişkilerini çözmek ve aşmak, tekiller halinde bölünmüş dünyayı bağıntılı bir bütün halinde, kavramlar ve kategoriler düzeyinde ele almak için bir araçtır. Aristoteles mantığı: klasik mantık da denilmektedir. Özdeşlik ilkesi üzerine kurulmuştur, aldığı değer hep aynı kalmaktadır. Bu mantık iki değerlidir (doğru-yanlış).üçüncü bir değer almamaktadır (belirsizlik gibi) doğru düşünebilmek için Aristoteles üç ilke ileri sürer; bunlar: özdeşlik ilkesi(bir şey ancak kendisidir),çelişmezlik ilkesi (bir şey kendisidir, başka şey olmayandır) ve üçüncü halin imkânsızlığı(bir şey ya kendisidir ya da değildir) leibniz bir ilke olarak bu mantığa yeter sebep ilkesini eklemiştir. Yani unutulmamalıdır ki mantık, duyguların ve önyargıların aşıldığı noktadan başlar.Mantık’lı düşünmek üzerendeki tüm yükü negatifliği atmaktır.Bunu başarmak bazı zaman zordur altın kurallar vardır elbet bunları başarmak için çabada lazım bir nevi desaj olmak bir tamir haneye girip yenilenmek gerek o zaman değişir zaman düşünceler olgular. Hayattan aldıklarını bırak tamirhanede kalsın alacağın kadar vereceğinde var elbet bir sihirli evdesin karşında beyaz sakallı ihtiyar sen mantık istiyorsun o senden vereceklerini sıralıyor bir bir -Vazgeç sevdiklerinden gururunu at elinden bırak -Hayatında ilk önce kendini düşün değerlerini bırak -Ya ağlamalısın yâda gülmelisin ya gülmeyi bırak yâda ağlamayı -İlk önce kendini düşün kendini sev anne, baba, kardeş, arkadaş sevgisini bırak -Kendini sevmek kendine güvenmek istiyorsan utanmayı bırak -Sırını paylaşma çok dost edinme en sevdiklerini bırak -Mazi arama düşünme yargılama gelecek senin geçmişini bırak -Mutlu olmak istiyorsan,her zaman neşeli kalmak,sevmek sevilmek istiyorsan dertsiz yaşam dertsiz dünya istiyorsan sevgilini bırak aşkını bırak ve git….. Bırakmak lazım bunca değerleri mantık katmak istiyorsan yaşamına vazgeçmen lazım değerlerinden arkana bakmadan bilmelisin ki verilen değerler geri alınmaz bir mantık için bunca değerlerden vazgeçmelisin geri dönüşü yok elbet bilmem bilemem geçer misin bunca değerden vijdan meselesi cesaret meselesi kendini yenileme meselesi gözlerini kapa düşün deniz kıyısındasın yürüyorsun bir yandan Gökan Türkmen şarkısı Büyük İnsan almışsın torbanı yürüyorsun dalga dalga geliyor deniz ayağın çıplak yürüyorsun hesap soruyorsun hayata elinde çakıl taşları tek tek atıyorsun önüne düşünüyorsun düşünüyorsun düşünüyorsun bir zaman geçiyor elindeki çakıl taşları bitiyor duruyorsun bitiyor elindeki umudun heyecanın birden düşünüyorsun attıklarını toplamak geliyor içinden bir heyecanla dönmek istiyorsun geçmişine attığın umutları mutlukları toplamak geri dönüşün heyecanından beter kalıyor o enfes dalgalar alıp götürüyor çakıl taşlarını sadece geri kalan süpürülmüş toprak hadi alsana mutluluğunu tutsana hadi geçmişini arayan insan hadi götür umutlarını işte bitti yaşamın umudun yaşamda budur sen sen ol sakın geçmişinle yaşama ne olursa olsun hüzündür sonun zaman ilerliyorsa yaşın saymıyorsa yerinde damarların biçimleniyor değişiyorsa yüz çizgilerin kabarık ellerin titremeye başlıyorsa ne düşünürsün geçmişini bırak geride kalsın yaşamın gelecek senin ya değerlerinden yâda mahkûmsun mutsuzluğa… işte aşk ve mantıktır yaşam hangi noktada durduğun önemlidir insan bir kez aşık olur sadece bir kez o heyecanla çarpar kalbi asla da unutmaz o yılları o heyecanı yakalayamaz ya mantık sokmalı hayatına yada geçmişinin heyecanını eğer düşüyorsa seviyorsa aşkı aşk bir kez olmaz diyorsa her zaman ilkler unutulmamaya mahkumdur hiçbir zaman yaşayamaz ikincide olan mutluluğun ihanettir besbelli bu karşındakine mantık başlar başlamalı zaten insan ilkinde aşık olur diğer ilişkisinde mantık sevgi büyür aşk yeni dikilmiş fidan gibidir hep sulanmak ister unutmaması gereken bir olgudur aşk değerinden fazla değer vermemek gerek ya onu kaybedersin yada kendini mahvedersin fidanda böyledir işte fazla sularsın kurur gider sulamazsın ondan beter her şey eşit olmalı mantık yetişmiş ağaç gibidir toplandıkça meyve verir biliyorsan zamanı toplarsın olgun meyveleri mantık her zaman var olmalı kendini sevmeli insan mantıklı düşünmek için zorlamalısın kendini yenilemeli zaman bakalım soracağım soruda yanıtınız ne acaba unutma mantık akıldır akıl mantık değildir.. Öğrenciler o yılın ders programında yeni bir ders olduğunu fark ederler. Dersin adi mantıktır ve derse yaşlıca bir profesör girecektir. Nihayet, ilk mantık dersi baslar. Çocuklardan biri söz hakki isteyerek: -Hocam, mantık bize ne öğretir? Lütfen her şeyden önce bunu anlatır mısınız? Ricasında bulunur. Profesör, kendisine merak ve şüpheyle bakan talebelerine: - Mantık dersinin insanların düşüncesine yaptığı etkiyi açıklamak biraz güçtür. Onun için bunu sizlere bir örnekle açıklamak istiyorum. Der. —Farz edin ki, bir maden ocağından iki insan çıkıyor: Birisinin üzeri tertemiz, diğerininki ise kömür karası içinde… Bunlardan hangisinin yıkanması lazımdır? Öğrenciler, hiç tereddüt etmeden: -Elbette, kirlisi! diye cevap verirler. Profesör, tebessüm ederek: -İşte evlatlarım, der. Mantık bu soruya cevap vermeden önce sunu sorar:…. Cevabı yazmadan soru sorayım sizce nedir ne olmalı hayatından hangi kesintiyi sığdırırsın içine cevap ararsın yaşamdan düşünmek gerekir mi bu kadar basit bir soruya işte yaşam hayat böyle bir ikilimdir basit gördüğün her olgu hayatından geçen kaderdir çizmek için değil mücadele için var olmalısın mantıklı düşünüp sevgiyi esirgememelisin Profesörün yanıtı -Nasıl olur da bir maden ocağından çıkan iki kişiden birinin üzeri tertemiz iken diğerininki kirli olabiliyor?..der.Akıllı düşünmek değil mantıklı düşünüp akıllı fikir üretmektir basit olmak en kolay yoldur önemli olan suyun başında durmak.Bilmem siz kendinizi hangi düşüncede yargılıyorsunuz bilemem.Mantık kavramı olabildiğince kullanıldığı kadar mutluluktur.Devamı romanda..............
|